Böyle Bir Tarihi Camiye Yakışıyor mu?

Merhaba,
Bakınız bir kadın camide namaz kılmak istediğinde başına neler geliyor? Olayı sosyolojik, politik, felsefi vb her anlamda yorumlamak mümkün.
Sayın Yetkili,
Şu satırları yazıya döküyorum ama büyük bir üzüntü ve ümitsizlik ile. Büyük olasılıkla dikkate dahi alınmayacak. Sadece insan olarak üzerime düşeni yapıyorum.
22 Kasım 2018. Beyazıt Camii, İstanbul. Saat 18:20 civarları. Camide akşam namazı kılmak istedim. Tarihi bir camiye layık görülen sadece perde ile kapatılmaya çalışılmış bir abdest mahali. Rüzgar estiğinde dahi perde havalanıp içerdekini teşhir edecek şekilde. Adamın biri perdeyi hışımla açtı ve bana baktı. Benim bağırmamla kaçtı. Birinci soru: İstanbul gibi bir yerde o perde ile mahremiyeti nasıl temin ettiğinizi düşündünüz? İslam ve Hukuki kanunlar buna izin veriyor mu? Her çeşit insanın olduğu bir mekanda; kadın haklarına, İslam’ın kurallarına uygun, insan onuruna yaraşır bir mekan neden tesis edilmedi? Böyle tarihi bir camiye yakışıyor mu?
Benim adama bağırmamla camiden çıkanlar alay etti. Şahsa müdahale etmeleri gerekirken, alay edilen benim. Bu kadar tepkisiz, daha doğrusu tepkiyi kime ve neye vereceğini bilemeyen bir cami cemaati! Müslümanlığın sadece camiye gelip gitmekten ibaret olmadığını anlatmak için vaazlar vermeyi düşünüyor musunuz?
Ortada güvenlik yok! Güvenlik elemanı, caminin içini kontrol ediyormuş o sıra. Peki biz kadınları, o başka bir yerdeyken kim koruyacak? İsmini vermedi bana şahıs ve kartını sakladı. Neden itiraz ettiğimi dahi anlamadı. Güvenlikçinin resmini çektim. Caminin müzezzini olduğunu söyleyen Yusuf Bey devrede şimdi.
Siz böyle bir şeye nasıl izin verdiniz? İnsanları biliyorsunuz ve daha önce de olduğunu söylüyorsunuz. Bu sorunu çözmek için neden bir şey yapmadınız? Sadece bir paravan, inanın ben bile veririm ücretini ve inşallah hacca gitmişim gibi sevap alırım. Bir haramı ortadan kaldırmak, sevap işlemekten daha efdal diye biliyorum.
İçeri giren şahsın tespiti için Beyazıt’taki polis karakolu’na gittim. Danışmada oturan Hüseyin Bey adlı memur benim ifademi almadığı gibi ısrarla soyadını söylemedi. Zaten elinde telefon, yüzüme bile bakmadı. Başka bir memur ilgilendi, ona sordu bazı şeyleri. O da mevzuyu başından atarak eğer savcılık o şahsı bulun derse bulacaklarını söyledi. Beni bu şekilde yönlendirmesini tuhaf buldum, ifadem alınmalıydı. İsmini sordum, “Siz kimsiniz ki benim soyadımı istiyorsunuz.” dedi. Peki burada yaşadığım olayı anlatmak için o kişinin kimlik bilgileri gerekli değil mi? Neden böyle bir tepki veriyor? Alın dedim benim kimliğim, bakın ne var bunda? Baktılar, bir şey yok! Orada iki memur vardı, onlar üzüldü bana yapılanlara ama tepki vermediler.
Bakınız sadece akşam namazını kılmak isteyen bir vatandaşım. Kötü bir olay başıma geliyor ve karşıma çıkan herkes olayı daha da çekilmez hale getiriyor.
Sorumluluklarını yerine getirmeyen insanlar, bu kadar rahat olmaları ve “Git istediğin yere şikayet et“ demeleri de çok üzücü. Düşündürücü…
Başımıza bir şey gelse demek ki sonuç böyle oluyor. Stres, üzüntü, vakit kaybı, neticesizlik, kaba-ters hareketler… Halbuki mağdur olan benim.
Galiba yerin altı üstünden daha hayırlı denen zamanlar bu zamanlar.
Farz edelim ki, şu satırları biri dikkate alıp işleme koydu, yine mağdur edilecek olan benim. Nedense çoğu kimse hak/hakikat/erdemi önemsemiyor. Ve her hak arayışımda veya bir sorunu çözmek istediğimde karşıma çıkan insan profili bunlar…
Cuma akşamı şimdi. Kalbim kırık. Dokunsalar ağlayacağım. Bu olaylar yüzünden saat akşamın dokuzu olmuş, hala yollardayım…
Allah bize acısın, başka bir şey demiyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir