Camide Olağanüstü Hadise

Sabah haberlerinde denk geldim. Hava hafif bulutlu, gün oldukça bereketliydi. Erkenden kalktım. Mutfak penceresinden bizimkilere ekmek kırıntısı verdim. Odama doğru geçerken televizyonun sesi geldi kulağıma. Baktım babam televizyon izlerken uyuklamış. Elindeki kumandayı aldım. Televizona yaklaştım. Sesini kıstım.

Bıyıklı spiker anlatıyordu haberi. Ağzının kenarındaki tükürükleri yutmadan hızlı hızlı konuşuyordu. Alt yazılar geçiyor ellerindeki dövizlerle caddeden ilerleyen adamların görüntüsü akıyordu ekrandan. Babama baktım. Uyuyordu. Uyansa o da gider miydi acaba? Anne diye bağırdım. Ses yok. Anneee dedim yeniden. Annem gitmiş olabilirdi.

Dayanamadım. Koltuğa oturup televizyonun sesini açtım. Spiker “Camide olağanüstü hadise meydana geldi. Genç kadın kapıdan nasıl içeriye soktuğunu anlamadığımız kocaman bedeniyle camiyi ağzına kadar doldurdu. Minberin oradaki ufacık delikten avluya kendini zor atan imam efendi olayı polise anlatırken tükürüklerine hakim olamadı. Detaylar birazdan.” diyordu.

Televizyonu kapatıp yeniden mutfağa geçtim. Kendime bi türk kahvesi yapıp mutfaktaki televizyonu açtım. Cami içinden görüntü alamayan gazeteciler caminin dış görüntüsünü gösterip duruyorlardı. İmamın telaşlı röportajı sürekli ekrana geliyor, bıyıklı bıyıksız amcalar ellerindeki pankartları kameralara gösteriyordu. Neler olup bittiği ile ilgili tek fikrimiz bir kadının -daha doğrusu camiye o kocaman bedenini nasıl soktuğunu bilmediğimiz bir kadının- kocaman caminin içini ağzına kadar doldurmasıydı.

Saatlerdir televizyon başındaydım. Annem saatlerdir evde değidi. Babam saatlerdir uyuyordu. Öğle ezanına yakın tüm televizyonlar canlı yayına geçmiş caminin her yerinden anonslar çekiyorlar; avludan, minaraden, cami pencerelerinden görüntü aktarıyorlardı. Tam öğle ezanı okunacağı zaman kameraların önüne ahşap parçacıkları atıldı içeriden. Avluya nerden geldiği bilinmeyen bir su birikintisi geldi. Paçalarını sıvayan erkekler ellerindeki “Bizim yerimiz caminin içidir” yazan pankartları suya düşürdüler. Meclisin tek kadın bakanını arayan gazeteciler onun bir grup iş adamıyla yemekte olduğunu söyledi o ara. Panikleyen erkeklerin bazıları musalla taşına çıktı. Kameralar hangi absürt kareyi göstereceğini şaşırmıştı.

Derken ezan sesi yükseldi minareden. Aman Allah’ım, annem sonunda gelmişti. Anne dedim ses yok. Anneee dedim gene ses yok. Minarede bir kadın nağmeli nağmeli ezan okuyordu. Gözlerime inanamadım. Annem minareye çıkmış ezan okuyordu. Televizyonun sesini iyice açtım. Annemin sesini duyan babam uykudan bir heyacan ile uyandı. Allah dedi. Allah dedim.

Erkekler ıslak ayakları, kadınlar temiz çorapları ile namaza durdu dedi spiker. Nasıl yani hani tek kadın vardı içeride? Merakla namazın bitmesini bekledim. Namaz bitince ahşap kapı sonuna kadar açıldı. Kameralar yönünü kapıya çevirdi. İçeriye nasıl girdiği anlaşılamayan o kadın, yanına annemi alarak çıkan bizim komşu Zehra ablaydı. İlk onlar çıktı kapıdan. Arkalarından binlerce kadın avluyu doldurdu. Erkekler cami avlusundan dışarı çıkmak zorunda kaldılar.

Spiker Zehra ablaya amacının ne olduğunu sordu. “Namaz kılmak” dedi sadece.

O gün o kadar kadının camiye nasıl  girdiği anlaşılamadı. Bir kaç gün sonra meclisin tek kadın bakanı Zehra ablaya Meclis TV de canlı yayınlanan programda plaket verdi. Zehra abladan sonra mikrofonu eline alan Bakan “Camilerdeki kadınlara ayrılan yerler bizim zamanımızda iki katına çıktı.” dedi.

Annem babama temiz havlu verdi. Babam camiye gitti.

Halil Yörükoğlu

 

*Fatih Camii’nden kovulan kadın haberine atfen yazılmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir