Camilerde Yoksam Kamusal Alanda Nasıl Var Olabilirim? 

2012 yılının yazıydı. İlk defa İstanbul’un gerçek istanbul olan yerlerinde yaşıyor olmanın tadını her gün işten veya okuldan çıktıktan sonra Beyazıt’ta, Çemberlitaş’ta, Sultanahmet’te gezerek, kültür etkinliklerini takip ederek çıkarıyordum. Dolayısıyla dışarıda bir hayli namaz kılmam da gerekiyordu. Tarihi adadaki bütün büyük camilerde namaz kıldım ancak favorim hep Sultanahmet olarak kaldı. Ta ki bir gün bir delilik yapıp o an boş olan erkekler tarafında namaza durana dek. Koskoca camide taş çatlasın 3-4 kişinin olduğu bir anı yakalamışken caminin güzel kısmında namaz kılmak istememin bu kadar büyük bir problem yaratacağını bilemezdim.

Namaza durmamla o esnada biri uyuklamakta biri tespih çekmekte olan amcaların dibimde bitmeleri bir oldu. Bir yandan ibadetimi ifa etmeye odaklanmaya çalışırken bir yandan da benim ibadetimi sanki korkunç bir hataymışçasına “ne yapsak, namazını da bozdursak mı, hişt kızım size yasak burada, ayıp bu yaptığın” şeklinde tartışan amcalara sinirlenmekten kendimi alıkoyamıyordum. Selam vermemle birlikte imam seni odasına çağırıyor dediler. Meğer birisi koşup imama yetiştirmiş durumu. Sanki okulda yaramazlık etmişim de müdür odasına çağrılıyormuşum gibi… Oysa ki sadece namaz kılmıştım…

İmam hazretlerinin yanına vardığımda bana önce namazın önemi ve faidelerine dair bir nutuk çekti, sonra da neden kadınlar için en hayırlı namaz yerinin evlerinde bir köşe olduğuna dair hadisler aktararak kamusal alana çıkışımı kınadı. Çalışan, okuyan bir kadın olarak camilerde rahat namaz kılamamak ve buralardan dışlanıp evde namaz kılma tavsiyesiyle büsbütün hayattan soyutlanmak… Başörtülü bir kadın olarak devlet tarafından okuldan, işten dolayısıyla kamusal alandan yasak bahanesiyle dışlanmıştım elbette daha önceleri, yetmezmiş gibi  din görevlileri eliyle kamusal alandan dışlanışımın da hikayesi bu aslında. Bu yüzden o imam odası müdürün odası gibi hissettiriyor, çünkü aynı şey mescidi olmayan okulumuzda sınıfta namaz kıldığımda da olurdu…

Tahmin edebilirsiniz, ne mescid-i nebevî’den ve suffa mektebindeki kadınlardan verdiğim (sünnet namazların kim mescidin neresinde isterse orada kılması, erkek önü, kadın yanı kısıtlamasına gidilmemesi, cemaat esnasında dahi kadınlara yada erkeklere ayrı yer oluşturma  uygulamasına gidilmeyip yalnızca sıralı bir şekilde saf tutulması gibi) örnekler ne de kadınlara da cemaatle namazı tavsiye eden ayetleri aktarmam imam hazretlerini hiç etkilemedi. En sonunda “ben yeni umreden geldim orada kadın erkek bırakın cemaat harici zamanları, cemaat vaktinde bile yan yana saf tutuyor, erkekler kadınların arkasında namaz kılıyor, kimsenin namazı fesada uğramıyor, bu uygulamanızın İslami bir yanı yok” diyerek oradan ayrıldım. Eğer şuanki aklım olsa derdiniz ne namaz, ne tesettür, siz ataerkinin en çirkin aracısınız imam hazretleri diye de eklerdim.

O gün Sultanahmet’ten büyük bir hayalkırıklığı ve üzüntü ile çıktım ve çok uzun bir müddet geri de dönmedim.

Yazar: hatice kübra