İslam Kaynaklarına Göre Kadının Camideki Konumu

Bu yazıda İslam’ın temel kaynakları Kur’an-ı Kerim, Sünnet ve Hadisler incelenerek kadınların camideki yeri ele alınmış ve metin boyunca şu sorunun yanıtı aranmıştır: Kadınları camiden İslam’ın ilk kaynakları mı dışlamaktadır yoksa kadını fitne olarak tanımlayan ataerkil toplum ve bu toplumu besleyen ilmihal kültürü mü?

Fitne ve Toplumdaki Yeri Nedir?

“Fitne” sözcüğü, “altın ve gümüş gibi değerli madenleri, saflığını anlamak için ateşte eritmek” manasına gelen “fetn” kökünden türemiştir. Sözcüğün eski ve yeni kullanımlarında “kandırmak”, “gönül çelmek” “sınama”, “bela ve felaketle imtihan etme” anlamları vardır. Taberi, Arap dilinde fitnenin asıl anlamının “deneme ve sınama”, özellikle “ateşe atarak deneme” olduğunu söyler. Hakeza kadın ve fettan sözcüklerinin birbirinin yerine kullanılmasında açıkça görülür bu ilişki; insanın içine aşk ateşi düşürdüğü veya gönlünü çelip mantıklı düşünmesini engellediği için kadına “fettan” da denir.[1]

Ataerkil yoruma göre fettan yani ayartan cinsin neden olduğu fitne, cinsel düzensizliğin sonucu oluşan kaostur. İmam Muhammed Gazali’nin tefsirinde sosyal düzenin güvenliği, doğrudan kadının iffetine, onun cinsel ihtiyaçlarının karşılanmasına bağlıdır. Bir başka ifadeyle, evin dışındaki her kadın, özellikle bekar veya dul kadın, toplum için fitne kaynağıdır ve mekana ilişkin bir düzenlemeyle eve kapatılmalıdır.[2] Bu görüş doğrultusunda kadının tıpkı başka toplumsal mekanlarda olduğu gibi camide bulunması da hoş karşılanmaz.

         Kur’an-ı Kerim’de Geçen Nedir?

Kur’an-ı Kerim’de kadınların cemaatle namaza katılmasını vurgulayan iki ayet vardır:

  1. Tevbe Sûresinde yer alan ayette kadınlar ve erkeklerin birlikteliği ve herhangi bir ayrım gözetmeksizin namaz kılma yükümlükleri vurgulanır:

Müminlerin erkekleri de kadınları da birbirlerinin velileridir; iyiliği teşvik eder, kötülükten alıkoyarlar, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve resulüne itaat ederler. İşte onları Allah merhametiyle kuşatacaktır. Kuşkusuz Allah mutlak güç ve hikmet sahibidir.[3]

  1. Al-i İmran Suresinde yer alan diğer ayet ise doğrudan Meryem’e seslenir:

Ey Meryem! Rabbine itaat et; secdeye kapan, huzurunda eğilenlerle birlikte sen de eğil![4]

Bu ayetin Arapça formundaki eril/dişil tamlama ve edatları inceleyen Akademisyen Nevin Reda’ya göre, Meryem’e erkekleri içeren bir gurupla birlikte namaz kılması emredilmektedir, onlardan ayrı bir yerde secde etmesi değil.[5]

Hz. Peygamber’in Sünneti

Hz. Peygamber’in Medine’ye geldiğinde ilk kurduğu cami, Mescid-i Nebevi’dir. Burası hem insanların ibadet ettiği hem de bir araya gelip tartıştığı mekândır. Medine konutlarının caminin yakınında dizilişine ve İslam lideriyle halkın yakınlığına bakılacak olursa Hz. Peygamber’in amacı, ev ve cami ikiliğini aşmak ve fiziksel eşiklerin birer engel olarak görülmesine mani olmaktır. Hz. Aişe’nin odasının camiye açılması ve politik arenadaki etkinliği de bunun kanıtıdır.[6]

Hz. Peygamber döneminde kadınlar ve erkeklerin aralarında fiziksel sınırlar olmadan bir arada namaz kıldıkları ve camide sohbet ettikleri rivayet edilir. Kadın sahabelerden Havle binti Kays şöyle der: “Biz kadınlar, hem Peygamber herhangi bir konuda konuşma yapacağı zaman camiye gelirdik hem de camide sohbet eder, bazen ip eğirir ve bazen de hurma dallarından sepetler örerdik.”[7]

Hz. Peygamber’in sünneti bu şekildeyken kadınları “camiye çağıran” ve “eve gönderen” olmak üzere iki farklı hadis grubu vardır:

  1. Peygamber’in Kadınları Camiye Çağıran Kesin Emirleri

Kadınlar, geceleyin dahi olsa mescide gitmek isterlerse onları gitmekten men etmeyin.[8]

İbn Ömer ve Ebu Hureyre’nin aktardığı bir başka hadis de şudur: “Allah’ın kadın kullarını mescidlere gitmekten alıkoymayın.”[9]

Günümüze ulaşan bu hadislerin yanı sıra, Hz. Peygamber döneminde kadınların sabah ve yatsı namazları, cuma ve bayram namazları da dahil olmak üzere gün içinde camide bulunduklarına dair birçok rivayet vardır.[10] Nitekim Buhari ve Hanbel’in aktardığına göre Hz. Peygamber, gençler ve adet dönemlerinde olanlar da dahil, bütün kadınların ibadet mekânlarına –caminin yanı sıra Arafat gibi yerlere de- katılmalarını tembihlemiş, namaz kılınırken adet dönemlerindeki kadınların namaza katılmamalarını, sadece oturmalarını söylemiştir.[11]

  1. Kadını Camiden Eve Gönderen Rivayetler

Hz. Peygamber’in vedasından kısa bir zaman sonra kadınlar camiden dışlanmıştır. Bu dışlamanın önde gelen kaynağı ise Hz. Peygamber’e isnad edilen birkaç rivayettir.

Abdullah b. Mesud’a göre, “Kadınların namazlarının en faziletlisi evlerinin kuytularında kıldıkları namazlardır.” İşte, Abdullah b. Mesud’un bu cümlesi, hadis olarak da aktarılır.[12]

Bir kadın, İbn Abbas’a cuma günü camide kılınan namazın fazileti hakkında soru sorduğunda İbn Abbas şu yanıtı verir: Kadının Allah rızasına en yakın olması, evinin en kapalı yerinde olduğu zamandır. Evinin sahanlığında namaz kılması, mescitte kılmasından; evin içinde kılması, evin sahanlığında kılmasından; harem odasında kılması da evin içerisinde kılmasından daha efdaldir. Bu söz, Ebu Davud’un Salat’ı gibi bazı eselerde hadis olarak da aktarılır. [13]

Öte yandan, Enes İbnu Malik’in aktardığına göre Hz. Peygamber, kişinin evinde kıldığı namazdan, mescitte kıldığı namazın; içerisinde cuma namazı kılınan mescitte kıldığı namazın da bu namazdan daha makbul olduğunu söylemiş[14] ve bu konuda kadın-erkek ayrımı yapmamıştır.

Ebu Zer’in hadis olarak aktardığına göre, “Namaz kılan bir kimsenin önünden geçen köpekler, eşekler ve kadınlar namazı bozan unsurlardır”.[15] Ancak İslami söylem, herkesin her yerde namaz kılabileceğini söyler; yolculuk taşıtında, bahçede hatta savaş alanında bile. Bu konuda Hz. Peygamber’in hayatından verilebilecek birçok örnek vardır. Hakeza Hz. Aişe, söz konusu rivayeti duyduğunda “Şimdi de bizi hayvanlarla bir tutuyorsunuz, yemin olsun ki Peygamber’in önünde ben yatakta yatarken o namazını kılardı”[16] demiştir. Kadınları namazı bozan unsur olarak görmek, hayatın kutsal alanından onları dışlama çabasıyla ilgilidir.

İlmihallerde Kadının Camiye Gitme Meselesi

İlmihaller, ibadetlerin nasıl yapılması gerektiğiyle ilgili olarak en çok başvurulan kitaplardır. Ve  ne yazık ki Kur’an-ı Kerim’in yaklaşımının ve Hz. Peygamber’in sünnetinin tersine, kadınların camiye katılmalarını olumsuzlayan birçok ilmihal vardır. Birçoğu kadının camide bulunmasının din ve toplum için sakıncalı olduğunu dolayısıyla kadınların haneleri içinde ibadet etmeleri gerektiğini iddia eder. Bu görüşün kaynağında ise kadının ev içindeki iş yükü ve “fitne” unsuru olmak üzere iki ataerkil toplumsal “kaygı” yatar:

  1. Genel kabul gören kanaate göre kadın, çocuk bakımı, ev işleri ve işten dönen kocası için hazırlık gibi rolleri sebebiyle zamanının büyük bir kısmını evde geçirmek zorunda kaldığından cemaatle kılınan namazlar, vacip ya da farz kılınmamıştır kendisine.
  2. Kadının camideki yerinin zaman içinde yok edilmesi, fitne unsurunu sosyal yaşamdan alıp sınırlı bir mekâna kapatarak toplumsal düzeni sağlama kaygısıyla ilgilidir.

İmam Gazali, büyük bir ilmihal olarak nitelendirilen kitabı İhyâu Ulûmi’d-dîn’de “Kadınların Sokağa Çıkma Meselesi” bölümünde şöyle yazar:

Resul-i Ekrem kadınların camiye gitmelerine izin vermiştir. Fakat bu zamanda en doğrusu, onları men’etmektir. Ancak yaşlı kadınlara müsade etmelidir. Ashab da bunu uygun görmüşlerdir. Hatta Hz. Ayşe: “Resul-i Ekrem kendisinden sonra gelen kadınların vaziyetini görseydi, onların çıkmasına müsade etmezdi” dedi.Abdullah b. Ömer, oğullarından birine Resul-i Ekrem: “Kadınları, Allah’ın mescidlerinden men etmeyiniz” buyurdu diyince oğlu: “Evet menederiz” dedi. Bunun üzerine Abdullah, “Ben Resullullah böyle buyurdu derken sen nasıl men ederiz dersin” diyerek oğlunu tokatladı. Oğlunun muhalefet cüreti zamanın bozulduğunu bildiği içindi. Paygamber, kadınların kocalarının kabul etmesiyle bayrama çıkmalarına da müsade etti. Namuslu kadınların, kocalarının muvafakatiyle camilere gitmeleri, halen de mübahtır; fakat evlerinde kılmaları daha uygundur. Kadınlar ihtiyaçları için sokağa çıkmalı, keyfi olarak çıkmamalıdır. Çünkü böyle lüzumsuz yerde sokaklarda dolaşmak kadının mürüvetini yok eder. Hatta bir fesadın uyanmasına da sebep olabilir.[17]

Ömer Nasuhi Bilmen ise şunu öne sürer: Yalnızca yaşlı kadınlar, cemaate devam edecek olurlarsa camilerde kendilerine tahsis edilecek yerlerden ileri geçmemelidirler ve illa ki bekledikleri sevap işledikleri günaha tekabül edemez. Aslında birçok durumda kadınların cemaate devam etmeleri mecbur görülmemiştir; mescitleri hanelerinin içerisidir.[18]

İbn Abidin’e göre, kadınların beş vakit namaz için cemaate katılmaları, cuma ve bayram namazları ve vaaz dinlemek için camiye gitmeleri caiz değildir. Eskiden yalnızca acuzelerin gitmesine izin verilmişse de şimdi onların gitmesi de caiz değildir.[19]

Kadınları camiden dışlayan bu yorumlar, hem fiili sünnetle hem de Hz. Peygamber’in beyanlarıyla çelişmektedir.

Sonuç

Ne yazık ki Hz. Peygamber’in sünnetine aykırı bir şekilde, ilmihal kültürüyle kadınlar aleyhine sosyolojik koşullar oluşturulmaktadır. Erkek söylemi, toplumu homojen bir bütün olarak sunarak camilerin herkese açık olduğunu dile getirse de sosyal olanaklardan ortaklaşa ve eşit yararlanamayan iki cinsin varlığı söz konusudur. Dışarıdaki varlıkları “fitne” unsuru olan kadınlara, hizmet sunmaları için evin içinde ihtiyaç vardır ve bu konuda onları denetleyen, kapatan yasalara gerek olmadan da mekanın iktidarı, dinsel metinlerle ve toplumsal ilişkilerle kadınlar aleyhine işleyebilmektedir.

Özellikle günümüz Türkiye’sinde İslamcı kesim, İslam’ın kadın ve erkeklere eşit haklar verdiğini, dolayısıyla kadının camiye katılımında herhangi bir sakınca bulunmadığını iddia eder ancak bu katılım için iki koşul ileri sürer:

  1. Kadın ev işlerini yaptıktan, çocuk bakımını üstlendikten ve yemeği hazırladıktan sonra eğer vakti kalırsa camiye gitmelidir.
  2. Camiye gittiğinde paravanın arkasına geçmelidir; ibadet edebilir, eğer yer bulabilirse.

Bu koşullarla kadınların camiye katılımını oldukça zorlaştırdıktan sonra, zaten kadınlar için camiye gitmenin çok güç olduğu ve onlar için en hayırlısının evde ibadet etmek olduğuna karar verilir.

Nur Kıpçak

 

 

--

* Bu metin, yazarın “İdeolojiler Mekanı Olarak Camilerde Toplumsal Cinsiyet Örüntüleri” isimli akademik çalışmasına dayanmaktadır.

[1] Mustafa Çağrıcı, “Fitne”, DİA, İstanbul, TDV Yayınları, 1996, 13. c.,  s.156.

[2] Fatma Mernissi, “İslam’da Aktif Kadın Cinselliği Anlayışı”, Müslüman Toplumlarda Kadın ve Cinsellik, Der. Pınar İlkkaracan, 3.bs., İstanbul, İletişim Yayınları, 2011, s. 37, 47.

[3] Kur’an Tevbe 9/71.

[4] Kur’an Al-i İmran 3/43.

[5] Nevin Reda, “Women in the Mosque: Historical Perspectives on Segregation.” American Journal of Islamic Social Sciences, 2004, 21.2, p. 83.

[6] Mernissi, The Veil And The Male Elite: A Feminist Interpretation of Women's Rights in Islam, s. 107-113.

[7] Rıza Savaş, Raşid Halifeler Devrinde Kadın, İstanbul, Ravza Yayınları, 1996, s. 81

[8] Muslim, Salat, 138, 139; Ebu Davud, Salat, 568.

[9] İbn Ebi Şeybe, Musannef, 3.c., 7690, 7691; Ebu Davud, Salat, 565, 566. Ancak Ebu Davud’un bu hadislerin ardından kayda aldığı bir başka hadis şudur: Kadınları mescidlerden men etmeyiniz. Bununla birlikte evlerinde namaz kendileri için daha hayırlıdır. Bkz. Ebu Davud, Salat, 567.

[10] Buhari, Iydeyn, 24, 27, 28; Hadis Ansiklopedisi: Kütüb-i Sitte, 17. c, Haz. İbrahim Canan, y.y., Alçağ Yayınevi, t.y., s. 71.

[11] Buhari, Iydeyn, 23, 29.

[12] İbn Ebi Şeybe, Musannef, 3.c., 7696, 7698. Bu ifade hadis olarak da aktarılır. Karş. A.e., 7702.

[13] İbn Ebi Şeybe, Musannef, 3.c., 7697. Karş. Ebu Davud, Salat, 570.

[14] Hadis Ansiklopedisi: Kütüb-i Sitte, Haz. İbrahim Canan, 17. c., y.y., Alçağ Yayınevi, t.y., s.100.

[15] İbn Ebi Şeybe, Musannef, 2.c., 2913. Ancak Ebu Hanefi, Şafii ve İmam Malik, namazı hiçbir şeyin bozmayacağına dair hadisi göz önünde bulundurarak bu rivayetin neshedildiğini savunurlar. Bkz. Hadis Ansiklopedisi: Kütüb-i Sitte, Haz. İbrahim Canan, y.y., Alçağ Yayınevi, t.y., 8. c., s. 172, 181.

[16] Buhari, Salat, 149.

[17] Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-dîn, 2.c., s. 122-3.

[18] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Haz. Mehmet Talu, İstanbul, Çelik Yayınevi, 2013, s.187

[19] Işık, Tam İlmihal: Se’adet-i Ebediyye, s. 197-8.

2 thoughts on “İslam Kaynaklarına Göre Kadının Camideki Konumu

  1. Bir şeyi savunurken neyin karşı safında yer aldığınızı da bir gözden geçirmeniz gerek. Yukarıda zikredilen İmamı Gazali hazretleri, İbn-i Abidin hazretleri dinimizin en kıymetli alimlerindendir. Ebu Davud kütüb-i sitteden bir tanesidir ki en muteber hadis kitaplarındandır. Bir şeyi tavsiye etmemek ayrı şeydir yasaklamak ayrı şeydir. Burada esas kaçırdığınız hususu vurgulayayım:
    “Kadın, erkeklerle birlikte cemaatle namaz kılsa, kadının sağındaki, solundaki ve arkasındaki erkeğin namazı bozulur” (Redd-ül-muhtar). Siz şimdi bu kitabı da itibarsızlaştırmayın ve biraz işin fıkhi boyutunu araştırın. Tamam bir sebeple sokaktasınızdır ve namaz kılmanız gerekir, girersiniz kendi bölmenizde namazınızı kılarsınız. Kimse de birşey demez. Ama erkek kadın yanyana cemaatle namaz kılsın diyorsanız o zaman biraz fıkıh çalışmanız gerekiyor. Fıkıhı da en detaylı o beğenmediğiniz, “kültür ” diye evirmeye çalıştığınız ilmihal kitaplarından öğrenirsiniz.

  2. Camide kadının konumu hakkında birçok hadis mevcut. Buradaki yazıda maalesef çarpıtma hat safhada. Taraflı bir yazı yazılmış. Hz. Meryem işe ilgili ayetin yorumuna “falanca akademisyen şöyle demiş (sanki bu akademisyen müçtehidmiş gibi)” diyorsunuz ve ortada net bir şey olmadığı halde kendi kendinize “net(!)” birşeyler çıkarmaya çalışıyorsunuz, “falanca sahabinin sözü hadis olarak aktarılmış falan diyorsunuz ( falanca sahabi dediğim Adam Abdullah bin Mesud’dur, ALLAH’ın onlardan razı olduğu kimselerdendir (4 ayette “ALLAH onlardan razı olmuşlardır, onlar da ALLAH’tan” şeklinde geçer, ikisi geçmiş ümmetler için, ikisi ashabı kiram efendilerimiz için), Hz. Aişe ile ilgili hadiste Peygamber (s.a.v) in yanında namaz kılması normal çünkü haremi, camidekiler ise namahrem insanlar. Ve şu da var ki Hz. Peygamber (s.a.v)’in kadınları camiye çağıran hadislerini “kesin emirler”, Hz. Peygamber (s.a.v)’in kadınların cami dışında namaz kılmaları ile ilgili hadisleri ise “Hz. Peygamber(s.a.v)’e isnat edilen, falancaların sözleri” ifade etmişsiniz. Yani işinize gelene hadis, işinize gelene “bunun sözü hadis olarak aktarılmış” diyorsunuz. ALLAH’a bunun hesabını veremezsiniz. O karalamaya çalıştığınız insanlar ALLAH ve Resul’ünün yolunu yol edinmiş insanlar. Sizin bu yaptığınız ise tefrikadır, 13 asırdır bu insanlar neyin ne olduğunu bilmiyordular da siz mi doğrusunu öğrendiniz.

    اَلرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَٓاءِ بِمَا فَضَّلَ اللّٰهُ بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍ وَبِمَٓا اَنْفَقُوا مِنْ اَمْوَالِهِمْۜ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّٰهُۜ وَالّٰت۪ي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّۚ فَاِنْ اَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا عَلَيْهِنَّ سَب۪يلاًۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِياًّ كَب۪يراً

    “Allah’ın, (iki cinse) birbirinden farklı özellik ve lutuflar bahşetmesi ve mallarından harcama yapmaları sebebiyle erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar. Sâliha kadınlar Allah’a itaatkârdır; Allah’ın korumasına uygun olarak, kimsenin görmediği durumlarda da kendilerini korurlar. (Evlilik hukukuna) baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara ögüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve onları dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.” (Nisa suresi, 34. ayet)

    285- وعن ابن عمرَ رضي اللَّهُ عنهما عن النبي صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال : « كُلُّكُمْ راعٍ، وكُلُّكُمْ مسئولٌ عنْ رعِيَّتِهِ ، والأَمِيرُ رَاعٍ ، والرَّجُلُ راعٍ علَى أَهْلِ بَيْتِهِ ، والمرْأَةُ راعِيةٌ على بيْتِ زَوْجِها وولَدِهِ ، فَكُلُّكُمْ راعٍ ، وكُلُّكُمْ مسئولٌ عنْ رعِيَّتِهِ » متفقٌ عليه .

    285. İbni Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdu:

    “Hepiniz çobansınız. Hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Âmir memurlarının çobanıdır. Erkek ailesinin çobanıdır. Kadın da evinin ve çocuğunun çobanıdır. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve hepiniz idâre ettiklerinizden sorumlusunuz.” (Buhârî, Cum`a 11, İstikrâz 20, İtk 17, 19, Vesâyâ 9, Nikâh 81, 90, Ahkâm 1; Müslim, İmâre 20. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, İmâre 1, 13; Tirmizî, Cihâd 27)

    Sizin “Ataerkillik” diye algı oluşturma çabanızın da ayet ve sünnetle de ispatı.

    İslamın emri bellidir bayanlar, dinimizde tefrika yaratmaya çalışanlara alet olmayın, onların oyuncağı olmayın. Tekrar Rabb’inize döndürüleceksiniz.

    قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُون۪ي يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ

    “De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.”” (Ali İmran – 31)

    قُلْ اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَۚ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِر۪ينَ

    “De ki: “Allah’a ve resule itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.” (Ali İmran – 32)

    مَنْ يُطِـعِ الرَّسُولَ فَقَدْ اَطَاعَ اللّٰهَۚ وَمَنْ تَوَلّٰى فَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَف۪يظاًۜ

    “Resûlullah’a itaat eden Allah’a itaat etmiş olur, yüz çevirenlere gelince seni onlara bekçi olarak göndermedik.” (Nisa – 80)

    Daha çok ayet ve hadis var ama sanırım bunlar yeter.
    Sizler delillerinizi sundunuz, bende ALLAH’ın izni ile delillerimi sundum. Tevfik ALLAH’tandır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir